<geçen günlerde herhangi bir yüzeyde kapı çizmemize ve kaçabilmemize imkan tanıyan tebeşir isteğimden bahsetmiştim.farkettim ki o tebeşir bende var. kapı şeklinde olmasa bile türlü türlü kaçış imkanları sağlayan bir tebeşirin adı baskı altında hissettiğinde Eyjafjallajökull performansı olsa gerek.belki biraz daha alçakgönüllü olup tepkisinden kendi de nasiplenen zıçan adam performansı bile olabilir her neyse bizde sabır bol ve bize bahşedileni kabul etmek de doğamızda var.br>
<bunu şu şekilde tarifleyebilirim tüm ciddiyetinle bir yazı yazıyorsun hem de mürekkepli kalemle tek seferde bir ara dikkatli yazmak adına kolunu ve parmaklarını o kadar zorlar ya da gerersin ki bir saatten sonra yayından kurtulmuş ok gibi senin beklemediğin şeyler yapar. doldur boşalt ve hatta enerji salınımı bir de kinetik enerji diyelim daha açık olsun.ama en kindarından
<sürekli bir havaalanında bir uçağa binmeyi bekliyor olsam sonra fazla sıkılmadan o uçağa binsem hiç bitmeyen ama hiç bitmeyeceğini farkettirmeyen ve bir yere varacağın hissi ile varacağın yerin sevdiğin bir yer olması düşüncesiyle beraber heyecanlı bir beklemenin bünyemde mevcut olmasını istiyorum.br>
<öyle olmadığı halde öyle olduğu sanıldığı için böyle davranıldığında böyle davranıldığına mı yoksa öyle olmadığı halde öyle anlaşıldığına mı üzüldüğünüz kestiremiyorsunuz ya işte bu bence çok daha sinirlendirici bir durum.her cümleden tek doğru geçsin önsevişme ya da kavga öncesi atışma ile zaman kaybetmeyelim diyorum ben.br>
<hani şu geçiştirdiğiniz ya da kasıtlı olarak kullanmadığınız tüm o merak ya da hırslar var ya onların kaybolmadığını öğrendim.biçim değiştirdiğini ve çok başka şeylerde aklınızı çeldiğinizi size dağları delen ferhat tavrı gösterttiğini anladım.anlamakla kalmadım da. davetsiz misafir diye ben buna derim.br>
<beynimizi ya da içinde barındırdığımız düşüncelerimizi ''cümle içinde kullanmak'' ortam şartlarında lüks değil ya da standart olmayan tarifeye göre fiyatlandırılmıyor. o yüzden (e)bilmek mümkünken (e)bilinbr>
herhangi bir insanın sizin yapabileceklerinizi farketmesi ve sizi engellemeye çalışması mazur görülebilir ve hatta o insanı anlayabilir, bağışlayabilirsiniz ama yapabileceklerinizden korkan bir bünyeniz varsa ne anlayabiliyor ne mazur görebiliyor ne de kendinizi bağışlayabiliyorsunuz.
Bazı çok hassas insanlar bana vampirleri hatırlatırlar: Biz kaba saba köylülerin ne kadar kanlarını içseler, daha o kadarını emmek isterler. Onlar öylesine hassas, öylesine kırılgan, öylesine özeldirler ki... Önce sizi eğitirler: Bir laboratuvar faresi gibi. Tavlamayı, baştan çıkarmayı, elde etmeyi harikulade iyi bilirler. Zaten onların hayatta işi, budur. Sonra, yani sizi ilişkinin kafesine tıktıkları andan itibaren, bu olağanüstü hassas ruhların esirisinizdir: Laboratuvar faresisinizdir. Sizi nevrotik bir fare yapmak üzere, duygu eletroşokları yollayacaklardır. Aynen deneysel psikoloji laboratuvarlarında yapıldığı üzere. Esir fare kapatıldığı ‘ilişki kutusunda’ sağa adım atsa, şok yiyecektir. Sola adım atsa, şok yiyecektir. Yemek kutusuna doğru yollansa, şok yiyecektir: Yollanmasa, şok yiyecektir. Fare, ne zaman şok yiyip ne zaman yemeyeceğini asla anlayamaz. Zira nedensizce ve kuralsızca şoklar yiyerek iyice sersemletilecek, tarumar edilecek, sonunda da bombok bir nevrotik fare haline gelecektir. Olağanüstü hassas, kırılgan ruhlar da, size aynen bunu yaparlar. Sizi tıktıkları ilişki kutusunda, “A, kalbimi kırdın” der, bir şok yollarlar. “Çok üzgünüm” der, şoku dayarlar. “Yine anlamadın beni” der, şoklarla kutunuzda, bunaltırlar.Siz, giderek tuhaflaşırsınız. Kendinizi porselen dükkânında bir fil, bu aşırı hassas ruhların gül bahçesinde bir öküz, sırtındaki yumurta küfesiyle Eminönü-Tahtakale arasında ilerleyen bir hamal gibi hissedersiniz. Herhalükârda kaba saba, odun gibi filan, hissetmenizi kendinizi, karşınızdaki aşırı kırılgan ruh, mutlaka temin edecektir. Bu ruh kafeslenmesi esnasında habire, ‘düzelmeye’, ‘incelmeye’, ‘anlamaya’, ‘doğru olanı yapmaya’ çalışır, çalışırsınız. Hatta inceldiğiniz yerlerden koparak; muhtelif parçalara ayrılırsınız. İşin içine bir nebze olsun akıl mantık sokmaya çalışır, avucunuzu ve yaralarınızı yalarsınız. Zira aşırı hassas ruhlar, sizi tesadüfi şok dalgalarıyla madara etmektedirler. Onu yaptın da bu değil; hayır! siz hep böyle bir mantık silsilesi için çırpının durun, kırgınım! anlaşılamıyorum! ah ben ne yalnız ne inceyim! deyip deyip ‘durduk yerde’ sizi siz olduğunuz için cezalandıracaklardır. Zira ağzınızla kuş tutsanız, bu aşırı hassas ruhların aşırı hassasiyet seviyelerini, tutturamazsınız. Bunlar, aşırı hassasiyetleri yüzünden üzüledursunlar, bir de bakarsınız ki, sizi canhıraş bir şekilde üzmekte; ruhunuzu cayır cayır yakmaktalar. Onlar ise aşırı hassasiyet salıncaklarının konforunda, aslında tatlı tatlı sallanmaktalar. Bir kere, hassasiyetleri öyle bir sabun köpüğü, öyle bir dokunduğunda dağılan balondur ki; bunlarla ne kadar çırpınsanız gerçek bir iletişim kuramazsınız. Ne kadar konuşsanız, sesinizi o kadar duyuramazsınız. Yavaş yavaş uyandığınız acı gerçek şudur: O kadar kendileriyle doludurlar ki, sizi görmemektedirler. Size bakmamaktadırlar. Kendileri o kadar mühimdirler ki, son kertede siz, umurlarında değilsinizdir. Onlar ve acıları. Onlar ve kırılganlıkları. Onlar ve sırları. Onlar ve kırık kalpleri. Onlar ve onlar. Siz, cam fanuslarının önünde tepinmektesinizdir. O cam kırılmaz, aşılmaz, içine nüfuz edilemez bir camdır. O cam, onların ne denli iyi korunup sizinse ne kadar ortalıkta olduğunuzun da, en hain kanıtıdır: Acılar içinde oldukları iddiasıyla sizi fena halde acıtmaktadırlar. Hiç anlaşılamadıklarını iddia ederken, sizi anlamak için serçe parmağa kadar gayret sarfetmediklerini, özenle gizlerler. Kırık kalpler kontenjanını tamamen doldurduklarından, sizin paramparça olmuşluğunuzu kaydedecek mecalleri, tabii ki yoktur. Gözyaşları, sizi silip süpürmek üzere hazır beklemektedir. İncelikleri, habire göğsünüzü delmeye hazır oklardan oluşur. En mühimi, sizi ciddi olarak, kendinizden soğuturlar. Bu hassas ve duygulu insanların, anlar gibi oldukları tek duygu kendi duygularıdır. Empati yetenekleri doğuştan felce uğramış gibidir. Ne kadar çırpınsanız, bu kafeste o kadar çaresiz kalırsınız. ‘Karışıklılık’ nedir bilmedikleri için, sizi hakikaten perişan etmeye muktedirlerdir. Uyanmanız gereken mesele, ‘bu aşırı hassasiyetin’ değeri kendinden menkul bir reklam kampanyası olabileceğidir. Karşısındakine bu denli kör ve aldırışsız hiçbir hassasiyet, gerçek olamaz. Bu olsa olsa, bir kendi kendiyle dolu olma hali, bu nevi narsisizm, bir sahte duygulanımlar oratoryosudur. Perde indiğinde, böylesine berbat bir temsilin sizi nasıl olup da bu denli üzebildiğini anlamanız, epey zamanınızı ve emeğinizi, alacaktır
<''in my dreams i can kill you''diyor ama nedense ölümsüzleştirmek adına aksini yaptığımı farkettim.öldürmek yerine adını tabula rasa varsaymak istediğim her yere yazıyorum. niçe'nin dediğine mi geliyorum yoksa diye sormama ramak kalmadan beynimde bir yanıt patlıyor: evet.br>
< bir bölümde ichigo rüya görürken Yoruichi'nin animagus halinin yani kedinin kuyruğunu çeker hatta çekmekten daha fazlasını yapar. sonra ichigo uyanır uyku salağı bir halde çevresine bakarken yoruichinin kırık cam sileceği şeklini almış kuyruğunu görür ve ne olduğunu sorar. işte böyle okuyucu ne olmuşsa olmuş ne olduğunu sorma hasar tespit raporu hazırlama ya da hatırlatma.
<görsel zekadan görsel hafızaya geçiyorum ve artık her şeyi bir görsel ardına saklıyorum. tehlikeli mi değil mi buna zaman karar verecek ben de dile getireceğim.br>
<"For every choice, there is an echo. With each act, we change the world. One man chose a city, free of law and God. But others chose corruption. And so the city fell. If the world were reborn in your image, would it be paradise, or perdition?"
yani tercihlerimden sebep oluşan yankılarla mesafe hesabına bile girebilirim. çok kötü.çünkü bana verdiği sonucun yarısı kadar uzaklıkta oluyor her seçim. bunu hiç sevmedim.
bir şeye ya da bir insana inanmasının yarılanma süresi çok uzun olan bir insanım.bu sebepten ne kadar süre geçerse geçsin radyoaktif ışın yaymam bitene kadar gereğini yapamıyorum. işte bu noktada yetkiyi çaktırmadan elimden alan ya da yetkiyi almadan benim aklımı başıma getiren çok güzel işaretlere denk geliyorum.sayelerinde tamamen tüketme kısmını sonlandıramasam da hızlandırıyorum. inanmak istemiyorum ve hatta inanmamak için direniyorum belki de yarımağızla inanıyorum ama bir işaret var. ve bu sefer görüyorum ama arttırmıyorum.br>
In seed time learn, in harvest teach, in winter enjoy. Drive your cart and your plow over the bones of the dead. The road of excess leads to the palace of wisdom. Prudence is a rich ugly old maid courted by Incapacity. He who desires but acts not, breeds pestilence. The cut worm forgives the plow. Dip him in the river who loves water.
A fool sees not the same tree that a wise man sees. He whose face gives no light, shall never become a star. Eternity is in love with the productions of time. The busy bee has no time for sorrow. The hours of folly are measur'd by the clock, but of wisdom: no clock can measure.
All wholsom food is caught without a net or a trap. Bring out number weight & measure in a year of dearth. No bird soars too high, if he soars with his own wings. A dead body, revenges not injuries. The most sublime act is to set another before you. If the fool would persist in his folly he would become wise. Folly is the cloke of knavery. Shame is Prides cloke.
~
Prisons are built with stones of Law, Brothels with bricks of Religion. The pride of the peacock is the glory of God. The lust of the goat is the bounty of God. The wrath of the lion is the wisdom of God. The nakedness of woman is the work of God. Excess of sorrow laughs. Excess of joy weeps. The roaring of lions, the howling of wolves, the raging of the stormy sea, and the destructive sword, are portions of eternity too great for the eye of man. The fox condemns the trap, not himself. Joys impregnate. Sorrows bring forth. Let man wear the fell of the lion, woman the fleece of the sheep. The bird a nest, the spider a web, man friendship. The selfish smiling fool, & the sullen frowning fool, shall be both thought wise, that they may be a rod. What is now proved was once, only imagin'd. The rat, the mouse, the fox, the rabbit: watch the roots; the lion, the tyger, the horse, the elephant, watch the fruits. The cistern contains; the fountain overflows. One thought, fills immensity. Always be ready to speak your mind, and a base man will avoid you. Every thing possible to be believ'd is an image of truth. The eagle never lost so much time, as when he submitted to learn of the crow.
~
The fox provides for himself, but God provides for the lion. Think in the morning. Act in the noon. Eat in the evening. Sleep in the night. He who has suffer'd you to impose on him knows you. As the plow follows words, so God rewards prayers. The tygers of wrath are wiser than the horses of instruction. Expect poison from the standing water. You never know what is enough unless you know what is more than enough. Listen to the fools reproach! it is a kingly title! The eyes of fire, the nostrils of air, the mouth of water, the beard of earth. The weak in courage is strong in cunning. The apple tree never asks the beech how he shall grow, nor the lion, the horse, how he shall take his prey. The thankful reciever bears a plentiful harvest. If others had not been foolish, we should be so. The soul of sweet delight, can never be defil'd. When thou seest an Eagle, thou seest a portion of Genius, lift up thy head! As the catterpiller chooses the fairest leaves to lay her eggs on, so the priest lays his curse on the fairest joys. To create a little flower is the labour of ages. Damn, braces: Bless relaxes. The best wine is the oldest, the best water the newest. Prayers plow not! Praises reap not! Joys laugh not! Sorrows weep not!
~
The head Sublime, the heart Pathos, the genitals Beauty, the hands & feet Proportion. As the air to a bird of the sea to a fish, so is contempt to the contemptible. The crow wish'd every thing was black, the owl, that every thing was white. Exuberance is Beauty. If the lion was advised by the fox, he would be cunning. Improvement makes strait roads, but the crooked roads without Improvement, are roads of Genius. Sooner murder an infant in its cradle than nurse unacted desires. Where man is not nature is barren. Truth can never be told so as to be understood, and not be believ'd. Enough! or Too much!
<soruyorlar ve ben tüm o kurşungeçirmezliğimle hiçbir şey diyorum. o kadar yeterli bir yanıt oluyor ki genel olarak bu yanıtı veren insanlara karşı bünyelerinde oluşan güvensizlik eşikten bile giremiyor.inandırıcı olmak adına çabalamıyorum bile desem yeridir. sonrasında ben filmlerden gördüğüm şekilde yavaşça sırtımı dönüyorum ve gülümsüyorum bunu gören varsa eğer muhtemelen onları kandırdığıma ne kadar sevindiğimi tercüme olarak sunacaktır.aslında kendimi nasıl kandırabildiğimin kendime kanıtlayabilmiş olmamla alakalı 2 3 saniyelik bir gülümsemedir o.ya da 3.2 saniyedir ki serbest düşüşte 60 metreyi geçebilmeye karşılık geliyor. ama ne düşüyorum ne de koşuyorum. sadece düşünüyorum. tamam şurda kalmıştım hiçbir şey demiş ve sırtımı dönmüştüm ama enerjinin yoktan var edilememesi ya da vardan yok edilememesi esasını es geçmiştim.varolan hiçbir şey yok olmaz. ve hiçbir şey de yok olmaz.hiçbir şey aslında tek şey o da her zamanki acımasızlığıyla her şeydir. herhangi bir replik ile simyanın sonra kimyanın ve fiziğin ve unutmadan kendimin turan taktiğiyle yine bir seferi kaybetmiş olmanın haklı gururunu yaşıyorum gerçekten gururluyum çünkü hiçbir şey olabildiği gün ben gerçekten başarılı olabilirim ve işte o noktada ve hatta bu noktada bildiğim tek şey var ben o herşeyi hiçbir şey yapmak istemiyorum.
<hastalıklı sıcak denilen bir kavram var ben demiştim öbeği de bu anlamı barındırıyor. öngördüğünü tecrübe ettiğin zaman hem arka planda yankılanan bol hayalkırıklığı efektli ben demiştimlerden hem de kendinden nefret edersin.br>
<rivayetlere göre çin seddinin harcında insan kemikleri varmış. bir ülkeyi belli bir insan grubundan korumak için set yapmak ve onun içine manevi bir şeyler katmanın gerektiğini bilmek farzıdr.uygulamak keza. yüksek dayanımlı betondan yapılan o duvarların içinde özünü hala barından insanların kemikleri mevcut.budur tebeşirle önüne sınır çizilmiş kadar çaresiz bırakan. sadece atatürk'ün değil başka şeylerin de izindeyizbr>
<bilinen yani affedilen ve böylece unutulan her konunun insan bünyesinde kara delik oluşmasına sebep olduğunu düşünüyorum.unuttuğun yani affetmek zorunda kaldığın her şeyin gücü oluyor zaten güçlü oldukları için unutuyorsun ve böylece onları ya benliğindeki karanlıklara itiyor ve mevcut çekim gücünü arttırıyorsun ya da başka bölgelerinin bu karanlıktan nasiplenmesini sağlıyorsun. bizim diğer insanlar tarafından ilgi çekici görünme sebebimiz de zaten tam olarak bu. kendi karanlığımız antimaddemiz ve özellikle unuttuklarımız. galiba affetmek istemiyorum en azından bu sadece benim aleyhime olacak şekilde işlemediği süre boyunca böyle.br>
<bazen insan hatalarının bir başkasının mazur görülemeyecek makul olamayacak mağdur edebilecek hatalar yapmasına önayak olmasına tanık olabilir. yargılayacağın durum bu değildir, yargılarsan kendini yargılamış olursun.bu bir süreçtir tepkimedir ve yapman gereken reaksiyonun her aşamasının tamamlanmasıdır. sizin tabirle bırakalım dağınık kalsın. hakim olmamalı sadece beklemeli hatta sadece bekleme konusunda kendine hakim olmamalıbr>
we're inside our hearts now imagine your pain is a white ball of healing light that's right, feel your pain, the pain itself, is a white ball of healing light i don't think sobr>
<I feel lost Do you ever get that feeling? It's perpetual for me It's perpetual for me I'd die for love Each time I feel your breath breathing I try to hold my own I try to hold my own breath When you sleep besides me I count the tiles on the ceiling 122 123 When you sleep besides me I hear your falling heart crashing And I try to pick up the debris I try to pick up the debris So hear we are Do you ever get that feeling? We're just not meant to bebr>
< kronos'un veresiye defteri var ve ben allah'ın her günü tamam hesabı yarın kapatıcam diyerek veresiye aldığım zamanları oraya kaydettiriyorum ve kaybediyorum. az önce çamaşır katlarken geldi bu aklıma. yapmak istediklerimi yapmak isterken bana ayrılan sürenin sonuna gelmiş olsam da yarından yiyorum ki bu resmen bir flash oldu gözümü aldı. geçici körlük geçtikten sonra neleri hangi renkte göreceğimi merakla ve korkuyla bekliyorum.
<resmen post travmatik sendromdan musdaribim.bir ay öncesine dönüyorum sürekli her saniye ya da her uyku arasında.muhtemelen bu sebepten hareketsizliği seçtim şu günlerde. masaya bakmak,havalandırılmamış odayı koklamak, ekrana bakmak,uyumak, uyanmak,elef dinlemek,david sylvian ya da camelda kaybolmak. ve deliler gibi kaçış yolu arıyorum.ararken hareket etmiyorum ya da edemiyorum. rüyanda bağırdığını ya da hızla koştuğunu sandığında bunları yapamadığını anlaman gibi. ve o görüntüyü kokuyu dağıtmak adına giriştiğim her şey ''same where, different when'' şartlarını sağlamakta. özellikle bugün anladım ki iyi bir şey ya da iyi bir sonu olan herhangi bir şey bile bu etkiyi sağlayabiliyormuş. enteresandır görsellere alakasız ya da alakalı olacağını düşündüğüm bir doku atamaktan hiçbir zaman hoşlanmadım ben.ama görüyorum ki her saniyede aynı doku var.fotoğrafların sararması gibi gölge ettiği şeylerin sararması anlamsızlaşması ya da yok olmasından önce bu dokunun eprimesini diliyorum. ünlemi başa alayım ki komut kabul edilsin.br>