345
00:25:31,463 --> 00:25:34,563
İronik bir durum çünkü 9 saat
23 dakika erken başlamıştım.
346
00:26:06,763 --> 00:26:08,163
Bu saatten sonra...
347
00:26:08,363 --> 00:26:09,863
...muhtemelen gitmesem
daha iyi olur, ne dersin?
348
00:26:15,063 --> 00:26:17,363
Yani çoktan gitmiştir.
349
00:26:17,863 --> 00:26:21,163
Yok eğer gitmediyse, beni gördüğünde
gerçekten çok sinirlenecek...
350
00:26:22,462 --> 00:26:24,662
Ve ne söyleyeceğimi bilmiyorum.
351
00:26:24,862 --> 00:26:27,262
Ne söyleyeceğimi bilemediğim
zaman nasıl olduğumu bilirsin.
352
00:26:28,362 --> 00:26:30,762
Muhtemelen gitmesem daha iyi olur.
<20110226/b>
#
<
“I turned faceup on the slab of stone, gazed at the sky, and thought about all the man-made satellites spinning around the earth. The horizon was still etched in a faint glow, and stars began to blink on in the deep, wine-colored sky. I gazed among them for the light of a satellite, but it was still too bright out to spot one with the naked eye. The sprinkling of the stars looked nailed to the spot, unmoving. I closed my eyes and listened carefully for the descendants of Sputnik, even now circling the earth, gravity their only tie to the planet. Lonely metal souls in the unimpeded darkness of space, they meet, pass each other, and part, never to meet again. No words passing between them. No promises to keep.”
“I am the most tired woman in the world. I am tired when I get up. Life requires an effort I cannot make. Please give me that heavy book. I need to put something heavy like that on top of my head. I have to place my feet under the pillows always, so as to be able to stay on earth. Otherwise I feel myself going away, going away at a tremendous speed, on account of my lightness. I know that I am dead. As soon as I utter a phrase my sincerity dies, becomes a lie whose coldness chills me. Don’t say anything, because I see that you understand me, and I am afraid of your understanding. I have such a fear of finding another like myself, and such a desire to find one! I am so utterly lonely, but I also have such a fear that my isolation be broken through, and I no longer be the head and ruler of my universe. I am in great terror of your understanding by which you penetrate into my world; and then I stand revealed and I have to share my kingdom with you.”
<nasıl emin olunuyor,ne zaman emin olmayışlar anlaşılıyor, emin olmadığından emin olunuyor ,ne zaman emin olunan şeyden emin olunmaması gerektiği kafaya dank ediyor ya da sanılıyor bilemiyorum. her şeyin bir saati olmalı.insiyatif dahilinde çalışılmamalı.br>
Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim. Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.
< bu süre içinde bir kaç adet hap yutmam gerekiyor. hapı yutmak deyiminden uzak olduğu için yuttuğuma şükrettiğim haplar.adlarını tam olarak hatırlıyorum ama reklam olmasın diye yazmıyorum. bir tanesi m. kendisini genellikle cumartesi günleri şarapla beraber içiyorum bir de üstüne ankara havası dinliyorum iyi geliyor. diğeri g. onu da cuma günleri alıyorum.üstüne waffle biraz çay. sonra yarılanmaya ben yataktayken başlıyor. uykunun 1. aşamasındayken bile varlığını hissettiriyor. bir diğeri n. kötü yanı onun dozu az.telefonla görüşüp derdini anlattığın dostun kadar etkili olabiliyor.yine de sık sık tüketiyorum,özellikle iş yerindeyken birden kendini hatırlatıyor onu tüketmek suretiyle yolumu buluyorum ya da yolumu çiziyorum olmadı bilgisayarda bir şeyler çiziyorum. a. ve b. var bir de onlar da onca içki üstüne cila mahiyetinde içilen bira gibiler.bir şeyleri daha net görmemi sağlayacak hislerin bünyeme doluşmasını sağlıyorlar. genel olarak haftamı böyle geçiriyorum.şimdilik hepsini düzenli kullanıyorum.ancak 2 hafta bu kadar çok ilaç için uzun bir süre.yakın zamanda bırakmayı düşünüyorum.ve ancak bir şeyler ''kaka'' gibi kendini hissettirdiği zaman gerekenlerinden bir iki doz almayı düşünebilirim.br>
< 13. katı gerçekten anlamış gibi hissediyorum.sonrasını düşünrken birden sonrayı nasıl kodlayacağımı ya da neyi baz alarak sonraya odaklanacağımı kestiremediğimi farkettim.çünkü gerçekliğin sınırını gördüm ondan sonrasına adım atılamadığını anladım.bu noktada sınırlarının olmadığını anlaman senin sınırlarını belirlemen için yeterli olacaktır düşüncesinden uzaklaşmam gerekiyor çünkü sınırın olmadığını sandığım yerde sınırın olduğunu ya da sınırı olunan şeyin aslında hiç olmadığını anlamak adım atmak konusunda sıkıntı yaşamama sebep oluyor.o kadar dekonstrüktüvistim diye debelenirken kendimi dekonstrüktüvist olmak zorunda kalmış buldum. bir şeyler sizin isteğinizle olduğunda daha iyi oluyor.ve şimdi bu zorundalık ile uğraşmak çok can sıkıcı.çünkü hem bu gerçekle ya da gerçekdışı şey ile hem kendimle hem de mevcut düzenimle çatışmak zorundayım.bu yukarıda bahsettiklerimin ikisi ile başa çıkabilirim ancak ara ara kendi şalterimi attırmak suretiyle sürecime engel olma girişimlerimde neler yapacağım hiç bilmiyorum.neyse ben autosave özelliğini olabilecek en kısa süreye ayarlayayım da en azından temp klasöründe yedeklerim kalsın. binbir zahmetle düzenlediğim, küsüratlarını yokettiğim, ölçülendirdiğim,hatchlerini yaptığım block tarafımdan patlatılmak durumunda. merhaba ben geldim nuit, tadilata giriyorsun bir süre hizmet dışı kalacaksın.türkiye gibi bir yerde ne kadar da klişe bir benzetme değil mi? bence de. önce tebeşirle bir kapı çizeyim sana. işine yarayacak.br>
<fabian d.: it was a pleasure for me talking to you(as always) i wrote as if i am going to die tomorrow ahaha silhouette nocturne: ahah don't die tomorow fabian d.: i'll try but i dont know about cars or people or asteroidsbr>
< ve ben arzın,arşın,dilime yapışan kaderim olan tüm o aşık olduğum kelimeler adına yemin ederim ki hayatımın hiçbir evresinde yarabandı alternatifi kullanmayacağım.ve muhtemelen kısa ya da uzun görünümlü kısa her türlü vadede zararlı çıkan olsam da bu inadımdan vazgeçmeyeceğim hadi kader aksini icra etmem ve tükürdüğümü yalamam için götünü yırtmaya çalış da göreyim seni. keep goin' keep movin'br>
<Oracle: I'd ask you to sit down, but, you're not going to anyway. And don't worry about the vase. Neo: What vase? Neo turns to look for a vase, and as he does, he knocks over a vase of flowers, which shatters on the floor. Oracle: That vase. Neo: I'm sorry-- Oracle: I said don't worry about it. I'll get one of my kids to fix it. Neo: How did you know? Oracle: Ohh, what's really going to bake your noodle later on is, would you still have broken it if I hadn't said anything?br>
<kendini gerçekleştiren,kendini zorlayan,kendini inandıran,kendini yıpratan,insanoğlunu buna alet eden eden,olmadı zorlayan,stockholm sendromu yaşatan,''daha fazlasını iste''yen ve zaptedilmişliğin güzelliği karşısında stendhal sendromunu yaşamamıza sebep olan,bunu yaşama yaşatma sebebi burnout sendromu olan,kendine reset atan,insanoğluna format atan,kendini siken insanoğluna da ''almanya yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık'' dedirten kehanet.
Now that the truth is just a rule that you can bend
< sahip olmak istediğim özel güçlerim arasında hiçbir zaman görünmezlik olmamıştı.bu sebepten görünmez ya da saydam olduğumu öğrenince çok şaşırdım.önce mevcut olan sonra yok olanlardan naftalini seçiyorum yine.malum sebeplerden.br>
en çözülmez düğüm kıvrıla döne ilerleyen bir ipten başkası değildir;tırnaklara çözülmez gelir ama aslında tembel tembel ilerleyen zarif halkalardan ibarettir.beceriksiz parmaklar kan içinde kalırken gözler bunu çözüverir.
<yalnızlığın organik olduğuna karar verdim. her bokun organik oldurulmaya çalışıldığı şu dönemde kendiliğinden organik olan bir şeyin olması enteresan gelebilir.içinde homojenize olmuş şekilde seni diğer insanlardan ayıran, ihtiyacın olan,genelde bir başkası ya da başkaları ile şekillenmeyen,tariflenmeyen ama benim dilatasyon mesafesi olarak tarifleyebileceğim mesafe ile sınırları çizilmiş alanla beraber bir de bu anlattıklarımın tam zıttı olan yani başkaları ile anlamlanması gereken(ya da sanılan)(bunu boş zamanlarında ne yapıyorsun sorusuna kitap okuyorum yanıtı veren insanın kitap okuma eylemine hakaret etmesi ile benzeştirebilirim) bir alan var. ve bu iki alan birbiri içinde o kadar iyi çözünmüş ki yalnızlığın alt kümelerinden olan bahsettiğim ikinci durumu tecrübe etmeye başladığınızda muhtemelen özünüzdeki yalnızlığı da kaybediyorsunuz.ya da o yalnızlığınız patlak lastikteki hava gibi kaçıyor.(durun anlatmak istediğim noktaya varacağım)her ne kadar organik olmasından mütevellit kontrollü bir giriş çıkış olduğu sanılsa da belki de başkası ile tariflenmesi gerektiğini aklınıza kazıdığınız o yalnızlığınızı gideremiyor onun yerine ihtiyacınız olanı kaybediyorsunuz.işteşlik ortadan kalktığında ikincisini geri kazandığınızı düşünerek üzülüyorsunuz.halbuki ihtiyacınız olan birincisini kaybettiğinizi ve ikincisinin derişiminin çok daha fazla olduğunu bir süre geçtiğinde anlıyorsunuz.işte bu noktada en azından içine çekilip kendimi dinleyeceğim bir alanım var diyemeyecek olduğunuzu idrak ediyor ve iki kere rafine üzülüyorsunuz.ama durun henüz şubat ayı bitmedi.gezegenlerin konumu olmasa da organik yalnızlığınızın mayoz bölünme ve o çok sevgili ''crossing over'' sevdası sayesinde 1. dereceden kendinize ait olan o yalnızlık çoğalıyor.bu noktada yapmanız gereken tek şey hiç sevmeseniz de doğal hayata uyum sağlamak adına yaralı hayvanların korunduğu o yarı geçirgen belki de dikenli tellerle çevrilmiş alanda ''beklemek''br>
<fabian d.: sen stand by hallerindesin yalnızlık kötü bir şey değil.yalnızlığına müdahale edildiğinde ve tekrar yalnız bırakıldığında o dalgalanmayan yalnızlığa dönme evresi sıkıntılı.br>
<sonra uyandım eteğimin ya da üzerimdeki yorganın ki ben onu etek sanmışım üzerinde bir çukur vardı ,bir şekilde düzeltme isteği ile doldu içime,hissettiğim sıcaklıktan geçiş yapmış ılıklığın bana kedinin artık olmadığını anlatmaya çalıştığını anladım.burada olmamasının aslında burada olmuş olması ile eşanlamlı olmadığını idrak ettiğim an o çukura avuçlarımın tamamen değmesine izin verdim sonra genlerimde olanla devam ettim.düzelttim.
<bir beden büyük alalım seneye de giyersin tadında cümleler kurmuşum evvelimde.şimdi,biraz evvel,biraz daha evvel, az önce,çok önce ve fi tarihinde bile durumlarımı karşılıyor.çok mu ekonomik insanım çözemedim.bunun bir de tümleyende kalan çıkarımı var ki açıkçası onu düşünmek bile istemiyorum.zira insanlar düşündüklerinden sorumlu olmasalar bile durumlar bende farklı şekilde işliyor.halbuki standart bir devlet dairesi muamelesi görmeyi nasıl da isterdimbr>
< peligom enteresan bir şeydir genelde yapıştırmayı olumlu anlamda icra etmeni sağlasa da kısa vadede erişmemen gerekenleri birbirine yapıştırıp erişmeye çalışma girişimlerinde bunu imkansız kılmakta da etkilidir.hatırlamak için değil unutmak için yazarız,ya da aklımızdan çıkması için,yazdığın an kağıda güvenmiş oluyorsun ve her şey kağıt düzlemine indirgenebiliyor.böyle bakarsak kağıda indirgenip sözde değil kağıtta kalanları parçalamak sonra yapıştırmak böylece detaya bakamadan olayı hatırlamak.orgazmik bir nida ile gelsin
<yazdıklarıma bakıyorum ve gariptir yenisini eklemeye gerek olmadığını anlıyorum.her şey önceden yaşanmış ve yaşanan her şeyle alakalı her şey yazılmış çizilmiş.bu noktada düşünmekten fazlasını yapmama gerek kalmaması yani yorulmamam iyi mi kötü mü çözemedim.ouroboros koya koya sana koysam da bir milyar çinli toplamında rahatlasam? eşit takastan ödeşeceğimiz gün de gelir ama bu aralar elim dar idare et be abibr>
and night escapes, and the essence of my inspirations, of what is still, vanishes in the first lights of the day. but still i can't sleep, as a heart can be broken by love, fragile world of its own, my soul don't want to give up the night.
to be true is a provocation now for all the daily liars, who changed the rules to keep sticked and safe their society, little easy life.
i don't want to wake up and see i have to fight in silence again, to play a self destructive role again.